site-arsivi

Son kitap

isci-brosurleri

İşçi broşürleri çıktı.

Kitapçılardan veya büromuzdan alabilirsiniz.

EKİM DEVRİMİ Kurtuluşun yolunu gösteriyor PDF Yazdır E-mail
Genel Dünya Tarihimiz Orta sayfa seçimler
11 Kasım 2016

lenin-kizil-meydanda

Yeni takvimle 7 Kasım’da dünyanın ilk sosyalist devrimi olan 1917 Ekim Devrimi gerçekleşti. Tam da birinci emperyalist savaşın sürdüğü günlerde gerçekleşen bu devrim, işçi ve emekçilere, ezilen halklara büyük bir esin kaynağı oldu. Ve arkasından peşi sıra devrimler, ulusal kurtuluş savaşları patlak verdi.

Son yıllarda Ekim Devrimi’ni dünyanın emperyalistler tarafından yeniden paylaşıldığı bir savaşın içinde kutluyoruz.

Bugünkü savaş da diğerleri gibi, halklara büyük acılar ve dramlar yaşatıyor. Yoksullaşma, yozlaşma ve çürüme alabildiğine artarken, baskı ve terör her yanı kaplıyor.

İşte Ekim Devrimi, dört yıl süren birinci emperyalist paylaşım savaşının benzer ortamında, Rus işçi ve emekçileri tarafından gerçekleştirildi. Bolşevik Partisi önderliğindeki işçi ve emekçiler, burjuvaziden iktidarı almak için “Bütün İktidar Sovyetlere” sloganıyla üzerine yürüdü. Ve dünyanın ilk sosyalist devrimini ilan etti.

 

Komün’den Ekim’e...

Ekim Devrimi’ne kadar, ezilen ve sömürülen kesimler, egemen sınıflara karşı birçok kanlı muharebeye girmişti. Bunların bazılarında kimi haklar alabildi, ama çoğunda yenildi. Her muharebeye daha önceki yenilgilerden çıkardıkları derslerle güçlenerek girdiler.

1871 Paris Komünü, bunların içinde en öne çıkanıdır. Fakat nesnel ve öznel koşullar, proleter bir devrim için uygun değildi. Onun için Marks, Paris işçi ve emekçilerini uyarmıştı. Ancak ayaklanma başladığı anda, “göğün fethine çıkan, çılgın ve gözüpek” Parislileri büyük bir coşku ile selamladı. “Ne büyük esneklik, ne büyük tarihsel girişkenlik ve özveri yeteneğiyle bezenik şu Parisliler” diyerek bu tarihsel girişkenliği taktir etti, onlara yol göstermeye çalıştı. Tüm eksikliklerine, hatalarına rağmen Komün’ün, proletaryanın genel savaşımı bakımından taşıdığı değeri ortaya koydu.

72 gün boyunca direnen Paris Komünü dahil, önceki isyanların, ayaklanmaların hepsi, bilimsel sosyalizmin yol göstericiliğinden yoksundu. Ya kendiliğinden patlıyor, ya da küçük-burjuva anarşistlerin önderliğinde gerçekleşiyordu. Bu koşullarda yenilgiyle sonuçlanması doğaldı. Ancak dövüşerek alınan her yenilgide olduğu gibi, bu deneyimler proletaryanın bilincini ve savaşma gücünü arttıran, onu ileriye taşıyan basamaklar oldu.

Birçok direniş ve ayaklanmanın yenilgiyle sonuçlanmasına isyan eden bir işçi, bunun acısıyla şöyle sesleniyordu: “Ne zaman işçilerin de bir öğretmeni olacak ve onlara nasıl savaşmaları gerektiğini öğretecek? Kazandıkları durumlarda bile niye hala zavallı köleler olarak yaşamak zorunda kaldıklarını anlatacak?”

İşte proletarya devriminin gerçekleştiği ilk ülke olan Rusya’da o “öğretmen” çıktı ve sınıfa bunun nedenini kavrattı. Onlara bizzat önderlik ederek yepyeni bir çağı, proleter devrimler çağını açtı.

 

Savaş ve devrim

Ekim Devrimi, Fransız Devrimi’nden sonra tüm dünyayı sarsan en büyük devrimdir. Onu farklı ve biricik kılan pek çok özelliği vardır. Tam da savaş koşullarında gerçekleşmesi, emperyalist savaşa karşı işçi ve emekçilerin, ezilen halkların nasıl bir yol izlemesi gerektiğini göstermesi bakımından da ayrı bir öneme sahiptir. Lenin’in “ya devrimler savaşları önler, ya da savaşlar devrimlere yol açar” sözü, emperyalist savaş altında ezilen tüm kesimlere direniş çağrısı olmuştur. Aynı şekilde emperyalist-kapitalist burjuvaziyi, onların işbirlikçilerini titretmiş, bütün şimşeklerini üzerinde toplamıştır.

Çünkü o, dünyanın en büyük sömürgeci ülkesi Çarlık Rusyasını tarihten silmekle kalmadı, önce Rus-Alman savaşına, ardından sürmekte olan dünya savaşına noktayı koydu. Çarlık Rusyası ile diğer emperyalistlerin gizli anlaşmalarını deşifre ederek, onların gerçek niyetlerini ve planlarını ortaya döktü. Bunların içinde emperyalistlerin Ortadoğu’yu kendi aralarında paylaştıkları ünlü ‘Skyes Picot’ anlaşması vardır ki, bu gizli anlaşmanın açıklanması, emperyalistleri zor duruma soktu, Ortadoğu halklarında yeni direnişlerin mayalanmasına yol açtı.

Türkiye’nin ulusal kurtuluş savaşında da, Ekim devriminin yarattığı ortamın ve esinlendirici rolünün etkisi büyüktür. Emperyalist işgale karşı, Kemalist burjuvazi önderliğinde gerçekleşen direnişe maddi-manevi çok önemli destekler sunmuştur. O yıllarda Anadolu’da en güçlü ideoloji Bolşevizmdir. Emperyalistler, Rusya’dan sonra Türkiye’yi de kaybetmekten korktukları için, işgal ettikleri birçok yerden çekilerek, Kemalist burjuvazinin başa geçeceği bir devlete razı gelmek zorunda kalmışlardır.

Lenin; “bireylerin yaşamındaki ya da ulusların tarihindeki her bunalım gibi, savaşlar da bazı kişi ve örgütleri baskı altına alır, ezer; bazılarının da gözünü açar, çelikleştirir ve ileri fırlatır” demiştir. Bu, komünist ve devrimci hareketler açısından da böyle olmuştur.

Birinci emperyalist savaş döneminde, kendine Marksist diyen birçok büyük parti, ‘sosyal şoven’ bir rotaya savrulurken, başını Roza Lüksemburg, Karl Liebnecht, Lenin gibi önderlerin çektiği devrimci bir akım yaratmışlar ve üçüncü enternasyonalin temellerini atmışlardır. Sosyal-şovenlerin ‘silahsızlanma’, ‘vatan savunması’ gibi işbirlikçi teorilerine karşı amansız bir mücadeleyi başlatarak, savaşa karşı direnişi örgütlemişlerdir.

 

Kehanetten gerçeğe...

Birinci emperyalist savaş yıllarında, savaşa karşı devrimci bir duruş sergileyenler, yukarıda belirttiğimiz gibi sınırlı sayıda önderlerdi. Lenin, başta Liebnecht ve Roza’yı kastederek, o önderler için “yalnızca onlar geleceği temsil ediyor ve herkesin umudu oluyorlar” kehanetinde bulunmuştu.   

Savaş, devrim için koşulları olgunlaştırır. Ancak kendiliğinden devrime yol açmaz. Bunun için öznel faktör, yani devrimci, komünist bir önderlik gerekmektedir. Lenin ve yoldaşları bunun bilinci ve sorumluluğu ile hareket ettiler. Alman sosyal-demokratları, kendi burjuvaları ile işbirliği yapıp Alman devletini nasıl kurtaracaklarını düşünürken, Rus Bolşevikleri, ‘bu devleti nasıl yıkarız’ın derdindeydiler. Almanya’da devrimin koşulları Rusya’dan daha elverişli iken ve herkes Almanya’da devrim beklerken, Rusya’da gerçekleşmesi, bundan dolayıdır.

Ekim Devrimi öncesi ve sonrasında bir çok ülkede savaşa karşı ayaklanmalar olmuştur, ancak hiçbiri proletarya önderliğinde bir devrimle taçlanmadı. Örneğin 1916’da savaşa karşı ilk devrimci ayaklanma, başta Dublin olmak üzere İrlanda’nın çeşitli şehirlerinde patlak verdi. Connolly’nin önderliğinde işçi ve emekçiler, emperyalist savaşa ve baskıya karşı ayaklandılar. Almanya’da Liebnecht’in önderliğinde işçiler ve gençler, 1 Mayıs 1916’da sokaklara çıktı, cephane işçileri grev yaptı. 1916 yazında  Alman filosunda bahriyeliler ayaklandı. Ekim Devrimi’nden bir yıl sonra, Ocak 1918’de Alman devrimi sosyal-demokrat ihanetle birleşen karşı-devrimci saldırı ile bastırıldı. Avusturya-Macaristan’da kitleler savaşa karşı isyan etti, ordu dağıldı, ulusal kurtuluş hareketleri doğdu. Fransa’da bir tümen ayaklandı ve kızıl bayraklar altında Paris’e yürüdüler. İtalya’da sanayi şehirlerinde büyük kitle gösterileri yapıldı vb...ekim-devrimi

Kısacası savaş boyunca başta Avrupa olmak üzere dünyanın dört bir yanında ayaklanmalar, devrimler yaşandı. Fakat sadece Rusya’da, tarihe “Ekim Devrimi” olarak geçen sosyalist bir devrim gerçekleşti. Ve bu devrimle bir çağ kapandı. Lenin’in “emperyalizm ve proleter devrimleri çağı” adını verdiği yeni bir çağın açıldı.

Devrimden kısa bir süre önce, savaş bütün şiddetiyle devam ederken Lenin şunları söylüyordu:

Bu durum uzun süre devam edecek mi? Daha ne kadar ağırlaşacak? Bir devrime yol açacak mı?... Bunu ne biz bilebiliriz, ne de başkaları. Bunun yanıtı ancak ileri sınıf proletarya tarafından, devrimci duygunun gelişmesi ve devrimci eyleme geçiş sırasında edinilen deneyim ile verilebilir. Bu bakımdan ‘hayaller’ ya da bu hayallerin reddedilmesi üzerine bir şey söylenemez. Çünkü hiçbir sosyalist şimdiye kadar (bundan sonrakinin değil de) bu savaşın, (yarınkinin değil de) bugünkü devrimci durumun bir devrime yol açacağını güvence altına alamamıştır. ...Bütün sosyalistlerin tartışma götürmez temel görevi, bir devrimci durumun bulunduğunu yığınlara anlatmak, proletaryanın devrimci bilincini ve azmini uyandırmak, onun devrimci eyleme geçmesine yardımcı olmak ve bu amaçla devrimci duruma elverişli örgütler kurmaktır.” (Lenin Sosyalizm ve savaş sf: 105)

Lenin’in başında olduğu Bolşevikler, Rusya’da böyle bir örgütü kurdular ve Lenin tarafından dile getirilen kehaneti, gerçeğe dönüştürdüler.

 

Tarihin tekerleği

Birinci emperyalist savaş, Ekim Devrimi ile sona erdi. İkincisini de, dünyanın tek sosyalist ülkesi SSCB bitirdi. Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya, Çekoslovakya, Polonya, Macaristan vb. bir çok Avrupa ülkesinde yükselen direnişler, devrimlerle taçlandı. Yanı sıra, Asya’da Çin başta olmak üzere bir çok ülkede devrimler patlak verdi. Böylece emperyalist-kapitalist sistem, birinci emperyalist savaşta, dünyanın altıda birini; ikincisinde üçte birini kaybetti.

Bugün yeni bir paylaşım savaşıyla karşı karşıyayız. Fakat öncekilerden farklı olarak, işçi ve emekçilerin güç alacağı ne sosyalist bir ülke var; ne de enternasyonal gibi uluslararası birliği... Hatta güçlü komünist ve devrimci partilerden de yoksun... Burjuva ideolojisinin bombardımanı altında büyük oranda tasfiyeye uğramış, reformizme yelken açmış durumdalar...

Bütün bu dezavantajlara karşın, iki büyük savaşın tecrübesi ve birikimi var. Savaşın ve krizin bunalttığı kitlelerin artan öfkesi, arayışları var. Diktatörlere isyan eden, ayaklanan halklar var. Kısacası devrimci durum tüm dünyada hızla olgunlaşıyor. Her şey öncünün doğru politika ve taktiklerle önderliğinde düğümleniyor.

Dimitrov, ikinci emperyalist savaşın öngününde Nazilerin bir provakasyonu ile esir düştüğünde, faşizmin mahkemelerinde şöyle sesleniyordu:

“En az ihtiyar Galileo kadar  kesinlikle söyleyebiliriz ki, dünya yine dönüyor! Dönüyor tarihin tekerleği, ileriye doğru... Emekçilerin kesin zaferine kadar dönecektir de.”

Dimitrov’un bu sözlerini, “yeni ortaçağ” denilen karanlığa karşı, büyük bir inançla tekrarlamak gerekiyor. Bugün savaşa karşı tepkiyi sosyalizme götürecek devrimci öncünün yeterli güçte olmayışı, hareketin sınıfsal karakterinin zayıf olması gibi temel eksiklikler, bu gerçeği geciktirebilir, ancak değiştiremez!

Ekim Devrimi’nin üzerinden 99 yıl geçti! Ama insanlığa sunduğu bu eşsiz örnek, yüreklerde ve bilinçlerde yaşamaya devam ediyor. Lenin, nasıl Komün’den çıkardığı derslerle Ekim’i başardıysa, yeni kuşaklar da “ilk sosyalist devleti” aşan örnekler yaratacaktır.

 

 

Bin dokuz yüz on yedi

ikinciteşrin yedi...

Yumuşak ve derin

sesiyle Lenin:

“Dün erkendi, yarın geç

zaman tamam bugün,” dedi...

Yağlı çarklılarla yağlı işçiler:

“Bugün!” dedi.

Ölümü açlıktan öldüren siper:

“Bugün!” dedi.

Ağır

çelik

kara

toplarıyla AVRORA:

“BUGÜN!” dedi,

“BUGÜN!” dedi..

 .......

Artık

ne kışlık sarayda

sarhoş eteklerin ipekli sesi,

ne paskalya çanlarında

deli duası çarın,

ne Sibirya yollarında zincir iniltisi...

Artık

votka kadehlerinde ıslanmıyacak

sarı sarkık bıyıkları pameşçiklerin.

Kara toprağın üstünde

 bir avuç kan gibi

yanmıyacak,

bakır sakalları

açlıktan ölen mujiklerin.

Artık

kararmıyacaktır karlı sokaklar

kara bir rüzgar gibi geçen

Çarın kazaklarından.

Sarkmıyacaktır işçi kadınların

kanlı saçları:

kara kalpaklı kazakların mızraklarından.

Yandı kanatları iki başlı kara kartalın,

düştü yere,

öldü.

Buzlu Baltık denizinin kıyısında

bir pencere örtüldü.

Açıldı bir pencere....

Bin dokuz yüz on yedi

ikinciteşrin yedi...

 

Nâzım Hikmet