site-arsivi

Son kitap

isci-brosurleri

İşçi broşürleri çıktı.

Kitapçılardan veya büromuzdan alabilirsiniz.

1 MAYIS’TA ŞALTERLER İNSİN, ALANLARA!

 dsb

“1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı” diye başlar 1 Mayıs marşı. Ama bu bayram, ne bir karnaval ne de bir şenliktir. Çünkü 1 Mayıs, birlik, dayanışma ve mücadele günüdür. İşçi ve emekçiler de 1 Mayıs’ın mücadele günü olduğunu bilirler ve öyle hazırlanırlar. İşte o gün yaklaşıyor. Dünyanın her yerinde işçi ve emekçiler, 1 Mayıs günü, sınıf düşmanı burjuvaziye karşı alanlara çıkacaklar, ortak taleplerini haykıracaklar, kavga bayrağını yükseltecekler.

           

Milyonlar aç, servet bir avuç burjuvazide

1 Mayıs’a girerken emperyalist savaş giderek tırmanıyor. Daha Suriye’deki paylaşım savaşı bitmeden, Ukrayna’da işgaller başladı. Emperyalist tekeller doymak bilmiyor. Bunun için dünyayı kan gölüne çevirmekten sakınmıyorlar.

Bloomberg’in yayınladığı “Milyarderler Endeksi”ne göre, 2013’te dünyanın en zengin 300 kişisinin serveti, tam 524 milyar dolar artarak 3,6 trilyona ulaştı. Yine bir İngiliz hayır kurumu olan Oxfam Vakfı’nın Ocak 2014’te yayınladığı raporda, dünyadaki servetin yaklaşık yarısının, nüfusun yüzde 1’inin elinde toplandığı belirtiliyor. Dünyadaki en zengin yüzde 1’in serveti, 110 trilyon dolar. 

Bir tarafta servet içinde safa sürenler, bir tarafta açlıktan ölen onbinler, açlıkla boğuşan milyonlar…

Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Örgütü verilerine göre, 1 milyar insan açlıkla mücadele ediyor. Ve her gün 5 yaşın altında 20 bin kişi ölüyor. Dünya nüfusunun beşte biri, günde kişi başına 1 dolardan daha az, 2,8 milyar kişi günde 2 dolardan daha az gelirle yaşamaya çalışıyor. Somali’de 2010-2012 yılları arasında, yarısı çocuk 260 bin kişi açlıktan öldü.

Türkiye’deki durum da, dünyanın bu halinden pek farklı değil.

Forbes dergisinin yayınladığı ‘en zengin 100 Türk’ verilerine göre; ‘milyader Türk’ sayısı 44, ‘milyoner Türk’ sayısı 66 bin 846’ya ulaşmış durumda. En zenginlerin toplam serveti 117,8 milyar dolar. Bu servetin 86 milyar doları, piramidin tepesindeki 28 aileye ait… Devletin resmi kurumu TÜİK’e göre bile, açlık sınırı bin liranın üzerindeyken, asgari ücret 846 lira! Bir bakanın maaşı, 17 asgari ücret tutarında!

Asgari ücretin belirlendigi günlerde, hükümetin yolsuzlukları ortaya döküldü. Evlerindeki ayakkabı kutularında ve kasalarda milyon dolarlar çıktı. Sadece yolsuzlukla gaspettikleri, milyonlarca asgari ücretlinin aldığı paraya bedel!

Milyonlar açlıkla boğuşurken, ülke gelirinin neredeyse hepsi, bir avuç burjuvazinin elinde toplanıyor. Bu arada işsizlik de almış başını gidiyor. Resmi veriler bile işsizliğin arttığını doğruluyor. DİSK-AR, işsizlik oranının yaklaşık yüzde 20’ye ulaştığını belirtiyor. Diğer yandan yasaları da arkalarına alan patronlar, esnek çalışma ve taşeron sitemi ile daha yoğun sömürüyü gerçekleştiriyor. Çalışma Bakanı’nın açıklamasına göre, 2002 yılında 387 bin olan taşeron işçi sayısı, 2013 yılında 2 milyonu geçmiş. DİSK’in tespitine göre ise 6 milyon taşeron işçi bulunuyor.

 

İşçi ve emekçiler ayakta

Gelir dağılımında bu denli uçurum varken, çalışma koşulları giderek ağırlaşıyorken ve baskı, şiddet bu kadar artmışken, 1 Mayıs’ın bir karnaval şeklinde geçmesi mümkün mü?

Olmadığını ve olmayacağını bilmek için, son aylardaki işçi-emekçi eylemlerine bakmak bile yeterli. Dünyanın her yerinde işçi emekçiler, taleplerini militan eylemlerle haykırıyorlar. Yunanistan, Mart ayında genel grevlerle sarsıldı. Bosna-Hersek’te işçi emekçiler, hakları için ayaklandı, polis karakollarını, hükümet binalarını, belediye binalarını işgal ettiler. 

Türkiye de bu yükselişin içerisinde. En son Berkin Elvan’ın cenazesi, halkın öfkesinin büyüklüğünü ortaya koydu. Milyonlar sokaklara çıktı, devletin kolluk güçleriyle militan çatışmalara girdiler. Artan devlet baskısı, yoksulluk, işsizlik, ağır çalışma koşulları, son aylarda ortaya dökülen yolsuzluklar, kitlelerin öfkesini taşırdı. Bunlara polisin vahşi saldırısı, yaptığı katliamlar ve bunların yargılanmamasını da eklemek gerekiyor.

Aslında Haziran ayaklanmasından bu yana kitleler sokaklardan hiç çekilmedi. İşçilerin taşerona karşı, kamu emekçilerinin özlük hakları için, öğrencilerin parasız demokratik eğitim için, gecekonduların yıkımlara karşı, Kürt halkının özgürlük mücadelesi, artan faşist saldırılara ve yolsuzluklara karşı mücadeleleri ile iç içe geçerek devam ediyor.

Bu yıl 1 Mayıs’a da damgasını vuran, AKP’de somutlanan devletin baskılarına ve yolsuzluklara karşı mücadele olacaktır. Elbette işçiler emekçiler, başta taşeron sistemi, güvencesiz çalışma olmak üzere kendi özgün taleplerini de haykıracaklar. Fakat öne çıkan, hükümetin hırsızlığı ve katliamları olacak.

 Haziran ayaklanmasında işçi emekçilerin örgütlü katılımı yok denecek kadar azdı. Genel grev yönü eksik kalmıştı. Berkin’in cenazesinde DİSK’in “iş durdurma” karararı, -öğle saatlerine denk getirilmesi yönüyle- ne yazık ki etkisizdi. Fakat işyerlerinde bildiri okunması, siyasi bir eylem olarak anlamlıydı. Keza kamu emekçileri sendikalarının merkezi bir kararı olmamasına rağmen, kamu emekçilerinin azımsanmıyacak şekilde cenazeye katılımları ve yıllar sonra liselilerin boykotu çok önemli gelişmelerdi.

           

Haziran ruhuyla 1 Mayıs’a!

Haziran ayaklanmasının ve Berkin Elvan cenazesinin ruhuyla hazırlanmalıyız 1 Mayıs’a.

En başta işçi sınıfı ağırlığını koymalıdır. Devrimci demokrat işçiler inisiyatif almalı, her fabrikada 1 Mayıs hazırlığına başlamalıdır. Sınıfın talepleri ile yolsuzluğa ve artan faşist baskılara karşı mücadele birlikte işlenmelidir. Bilinmelidir ki, yapılan yolsuzluklar, işçi ve emekçilerin alınterinden çalınan paralardır. Keza Haziran ayaklanmasında şehit düşenler sahiplenmeli, onları katledenlerden ve bu emiri verenlerden hesap sorulmalıdır. “Katiller bulunsun hesap sorulsun” talebi, 1 Mayıs’ta da yükselen talep olmalıdır. 

Öğrenci gençlik, Berkin Elvan cenazesinde gösterdiği gibi büyük bir katılımla 1 Mayıs’a hazırlanmalı ve 1 Mayıs alanlarına akmalıdırlar. Emekçi semtler, yıkımlara karşı mücadelesini, 1 Mayıs’a taşımalı, işçi ve emekçilerle birleşerek hep birlikte kavga bayrağını daha da yükseltmelidirler.

Kısaca 1 Mayıs’ta şalter inmeli, alanlar zapedilmelidir! Faşizme, sömürüye, yolsuzluğa karşı, her yerde kızıl bayraklarımız dalgalanmalıdır! Sömürünün, savaşın, baskının son bulduğu devrim ve sosyalizm şiarıyla inlemelidir her taraf!

1 Mayıs, burjuvaziye işçi ve emekçinin gücünü bir kez daha göstermeli, onların korkularını daha da büyütmelidir!