site-arsivi

Son kitap

isci-brosurleri

İşçi broşürleri çıktı.

Kitapçılardan veya büromuzdan alabilirsiniz.

Savaşa ve krize karşı 1 MAYIS’TA 1 MAYIS ALANINA!

DİSK dünya-el

 

1 Mayıs, işçi ve emekçilerin, birlik, dayanışma ve ille de mücadele günüdür!

1886 yılından beri, tüm dünya işçi ve emekçileri, 1 Mayıs’ta alanlara çıkar, taleplerini haykırır. O yüzden 1 Mayıs, işçi sınıfının, sadece kendi ülkesindeki işçi ve emekçilerle değil, tüm dünyanın işçi ve emekçileriyle, ezilen halklarıyla birlik olduğunu, onlarla dayanışma içinde bulunduğunu gösterdiği gündür! Düşmanlarına, emperyalistlere ve işbirlikçilerine korku saldığı; tüm emekçilere ve ezilen halklara güven ve umut aşıladığı gündür!

 

İşçiler, emekçiler, gençler!

Sınıfın bu büyük gününe, mücadele bayramına hazırlanmalıyız! Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin saldırı üzerine saldırı düzenlediği böyle bir dönemde, 1 Mayıs’a hazırlanmak daha büyük bir önem taşıyor.

Yeni bir emperyalist paylaşım savaşı bölgemizde olanca hızıyla sürüyor. Emperyalist savaşa karşı birleşmek ve mücadele etmek, vazgeçilmez bir görev olarak önümüzde duruyor. Ülkemizin emperyalist kapışmanın merkezi haline getirilmesine, bölge halklarına karşı kullanılmasına izin vermemek gerekiyor.

İşte Suriye’nin durumu... Her gün bombalar patlıyor, yüzlerce insan ölüyor, yaralanıyor, komşu ülkelere sığınıyor... Bu kan gölünde Türk egemenlerinin de eli var! Daha düne kadar “kardeşim Esat” diye konuşan Başbakan, Esat’ı “kanlı diktatör” ilan etti ve devrilmesi için ülkenin tüm olanaklarını seferber ediyor. ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda, başta Suriye ve İran olmak üzere tüm komşu halklara düşmanlık yapıyor. Kökten dinci militanları, eğitiyor, silahlandırıyor, besleyip büyütüyor... Gerçek savaş mağdurlarını ise, soğukta aç ve susuz bırakıyor...

Ülke topraklarını boydan boya emperyalizmin üssü haline getirmiş durumdalar. Malatya’ya “füze kalkanı”, Adana, Antep, Maraş’a “patriot”lar, İskenderun, Mersin, İzmir gibi liman şehirlere kurulan yeni üslerle, Türkiye, Ortadoğu’daki emperyalist savaşın karargahı oldu.

“Emperyalist Üsler Kapatılsın!”, “Kahrolsun Emperyalist Savaş”, “Emperyalizmin Askeri Olmayacağız!” sloganlarıyla 1 Mayıs alanlarını dolduralım!

 

Savaşa akıtılan onca para, biz işçi ve emekçilerin sırtından dolan hazineden çıkıyor! Her yıl olduğu gibi bu yıl da bütçeden en büyük pay, yine “savunma”ya, yani silahlanmaya, savaşa ayrıldı.

Eğitim, sağlık, barınma, en temel insani ihtiyaç ve bir hak iken, meta haline getirildi. Üniversite kapıları işçi-emekçi çocuklarına kapatılıyor, en fazla meslek liseleri ile yetinmeleri isteniyor.  Hastanelere yığılan yoksul halka, “paran yoksa öl” deniyor. Halkın kendi olanaklarıyla zar- zor yaptığı evleri, başlarına yıkılıyor, yıllardır oturdukları bölgelerden göçe zorlanıyor.

“Savaşa değil, eğitime, sağlığa bütçe!” “Parasız eğitim - Parasız sağlık”, “Herkese barınma hakkı” sloganlarıyla alanlara çıkalım!

 

Krizi fırsata çeviren burjuvazi, karlarına kar katıyor. Her yıl milyon dolar sahibi Türk burjuvaların sayısı artıyor. Buna karşın işçi ve emekçilerin ücretleri, zam canavarı altında eridikçe eriyor.

Ama Çalışma Bakanı Faruk Çelik, hiç sıkılmadan 773 TL olan “asgari ücret”le geçinilebileceğini söylüyor! Kendileri 8 bin olan milletvekili maaşlarını az bulup zam yaparken, kendilerinin onda birini bile alamayan işçilerin ücretlerine “büyük para” diyebiliyor.

Devletin resmi kurumu TÜİK bile, 4 kişilik bir ailenin değil, sadece bir kişinin asgari geçim ücretinin 1025 lira olması gerektiğini söylüyor. Açlık sınırının 1.500’lere, yoksulluk sınırının 4 binlere dayandığı günümüzde, işçi ve emekçiler “asgari ücret” denilen bu sefalet ücretine mahkum edilmiş durumda.

Resmi rakamlarla ne kadar gizleseler de, işsizlik de her geçen gün artıyor. Özellikle genç ve diplomalı işsizler çoğunluğu oluşturuyor. Her 4 gençten biri işsiz! İşsizlik ne kadar çoğalırsa, işçi ve emekçilerin ücretleri de o kadar aşağı çekiliyor, çalışma koşulları o kadar ağırlaşıyor.

Tarihte 1 Mayısı, 1 Mayıs yapan, “8 saatlik işgünü” bugünün de talebi durumuna gelmiştir. “Herkese İş”, “8 saatlik işgünü, İnsanca yaşayacak ücret” talepleriyle yeni 1 Mayıslar yaratalım!

 

Burjuvazi, işçi ve emekçileri, işsizlik ve açlık tehdidi ile “terbiye” etmeye, en ağır sömürü koşullarına boyun eğdirmeye çalışıyor. Bir yandan da çıkardıkları yasalarla örgütlenmenin önüne yeni barikatlar dikiyor. Sendikalaşmayı bir hak olmaktan çıkarıp, bir “suç” gibi gösteriyor. Bir çok işyerinde işçiler, sendikalaştıkları için işten atılıyorlar.

Sözde “ileri demokrasi” getirecek olan AKP hükümeti, yeni sendikalar yasası ile, varolan sendikaları bile “yetkisiz” kıldı. Yandaş sendikalarının önünü açarken, devrimci-demokrat sendika yönetimlerini düşürmeye çalışıyor. Sendikal barajı gerçekte yükselterek ve patronlara işçileri tazminatsız atma hakkı vererek, sendikaları iyice zayıflatıyor.

İşçileri, işçi olmaktan çıkarıp, kölelik dönemine götürmeye kalkıyorlar. “Özel istihdam büroları” ile “amele pazarları” oluşturup, patronlara günübirlik satıyorlar. Güvencesiz ve sendikasız...

Kısacası burjuvazi ve onun devleti ele ele vererek, sendikasız-örgütsüz bir işçi sınıfı ve toplum yaratmaya çalışıyor.  Çünkü biliyorlar ki, kitleler ne kadar örgütsüz olursa, o kadar rahat sömürebiliyor, yönetebiliyorlar.

Burjuvazinin bu amacını geri teptirmenin tek yolu, her yerde ve her biçimde örgütlenmektir! “Sendika hakkımız engellenemez!” “Örgütlüysek güçlüyüz”, “Kurtuluş yok tek başına YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ” diyerek, burjuvazinin bu saldırısını püskürtelim!

 

Egemenlerin yüzyıllardır, daha fazla sömürü ve baskı için, kullandığı en önemli yöntem; işçi ve emekçileri, ezilen halkları bölüp parçalamaktır. Mezhepsel, ulusal, cinsel farklıkları kullanarak birbirine düşürmektir. İşçiyi,  aynı koşullarda birlikte çalıştığı işçi kardeşine düşman eder. Erkeği kadının, Türk’ü Kürd’ün, Sünni’yi Alevi’nin celladı haline getirir. Ki, onları birbirine düşüren asıl cellatlarını, düşmanlarını unutsunlar, kendi kendilerini yiyip bitirsinler diye...

Gün geçmiyor ki, bir kadın cinayeti işlenmesin! Bazen öğretmene, bazen doktora, bazen en yakınlarına, şiddet hızla tırmanıyor. Sömürü ve zulüm düzenine yönelmesi gereken öfke, ne yazık ki, kendi sınıfına, halkına dönüyor. Dışa değil, içe patlıyor!

O yüzdendir ki, sınıfın büyük ustaları, “BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ ve EZİLEN HALKLAR BİRLEŞİNİZ!” demiştir. “Bir ulusu ezen bir ulus, özgür olamaz” demiştir. Milliyetçilik yerine, enternasyonalizmi öne çıkarmışlardır.

Her ulus, kendisi için hak bildiği şeyi, diğer uluslar için de istemeli, kendisini diğer uluslardan ne küçük, ne de büyük görmelidir. Gerçekte her ulus, “iki ulus”tur. Bir yanda burjuvazi, diğer yanda işçi ve emekçiler… Hangi ulustan olursa olsun işçi ve emekçiler, birleşik bir güç halinde çıkmalıdır, burjuvazinin ve tüm sömürücülerin karşısına.

“Yaşasın halkların kardeşliği”, “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı”, “Bımre Faşizm Kurdara Azadi” sloganlarıyla, sınıfa yaraşır bir enternasyonal duruş sergilemeliyiz!

Ülkemiz, ezilen ulus ve topluluklar hapishanesi olduğu kadar, son yıllarda “gazeteciler hapishanesi”ne, “düşünen, başkaldıran insanların hapishanesi”ne döndü. Hapishanelerdeki doluluk oranı, rekor kırıyor. 2003 yılında 70 bin civarında olan mahkum sayısı, bugün 130 bini geçmiş durumda. Ve hala yeni cezaevleri inşa ediliyor...

İşçi ve emekçilerin öncüleri, işçi-memur sendikaları, Kürt siyasetçiler ve tüm muhalif kesimler, bu tutuklama teröründen nasibini alıyor. Devrimci tutsaklar, tecrit ve disiplin cezaları ile, zindan içinde zindanı yaşıyorlar. Görüş ve mektup yasaklarına, kitap sınırı da eklendi. Tahliyeleri bile geciktiriliyor. Hasta tutsaklar ise, ölüme terkedilmiş durumda. Hapishanelerden tabutlar çıkmaya devam ediyor.

Hapishanelerde hüküm süren tecride ve ölümlere karşı, işçi ve emekçiler seslerini yükseltmelidir. Unutulmamalıdır ki, zindanlar ne kadar doluysa, dışarıda nefes almak o kadar zorlaşır. “İçerde dışarıda hücreleri parçala”, “Zindanlar Boşalsın Tutsaklara Özgürlük” sloganlarıyla, devletin tutuklama terörüne karşı çıkalım! Devrimci tutsaklara, alanlardan selam göndererek 1 Mayıslarını kutlayalım!

 

Bilindiği gibi, 1 Mayıs alanı Taksim’dir! Fakat bu yıl Taksim’de yapılan yıkımla, alan yayalara büyük oranda kapatıldı. Ama uzun yıllar kan ve can bedeli kazandığımız bu alanı, asla terketmeyeceğiz! Bu yıl da 1 Mayıs’ta, 1 Mayıs alanında olacağız!

Hiçbir yıkım, entrika, 1 Mayıs alanını, işçi ve emekçilere kapatamaz! Nasıl ki, büyük bir mücadele ile 1 Mayısı işçi ve emekçilerin bayramı olarak ücretli tatil günü ilan ettirdiysek, Taksim’i de 1 Mayıs alanı olarak yasallaştıracağız! Taksim, 1 Mayıs alanıdır ve hep öyle kalacaktır!

 

İşçiler, emekçiler!

1 Mayıs, sadece alanlara çıkıp kendimizi gösterme günü değildir. En yakıcı taleplerimizi haykırma gündür! Bu talepler karşılanmadığı durumda, “kahreden ve yaratan” gücümüzü ortaya koyma, bunu hatırlatma gündür! Burjuvazinin yüreğine korku salmak, ancak bu şekilde olur.

Taleplerimiz ortadadır! 1 Mayıs’ta bu talepleri bir kez daha ve hep birlikte, güçlü bir şekilde haykıracağız! Ama sadece bununla yetinemeyiz! Eylem gücümüzü de ortaya koymak zorundayız! Sendikalarımızı bu doğrultuda zorlamalı, taban örgütlerimizi kurarak daha güçlü bir şekilde dikilmeliyiz tüm emek düşmanlarının karşısına...

1 Mayıs, böyle bir başlangıcın günü olmalıdır. Bilmeliyiz ki, “biz diz çöktüğümüz için egemenler büyük görünürler” O halde AYAĞA KALKALIYIZ!

Tüm dünya emek ordusunun bir parçası olarak AYAĞA KALKMALIYIZ!

“Krizin faturasını ödemeyeceğiz” diyerek meydanları dolduran, genel grev genel direniş ile ülkelerini sarsan başta Yunanistan olmak üzere Avrupa işçi ve emekçileri gibi AYAĞA KALKMALIYIZ!

Kırk yıllık diktatörlerini deviren, işsizliğe, aşağılanmaya, geri bıraktırılmışlığa isyan eden Arap halkları gibi AYAĞA KALKMALIYIZ!

Yüzyılardır süren asimilasyon ve baskı politikalarına, kimliklerinin inkarına, yok sayılmalarına, emperyalist barış anlaşmaları ile parçalanan ve her parçada ezilen Kürt ulusunun dirilişindeki gibi AYAĞA KALKMALIYIZ!

Kalkmalıyız ki, bu emperyalist kapışma, bu sömürü ve soygun düzeni, bu ulusal, mezhepsel, cinsel baskılar son bulsun! Savaşsız, sömürüsüz ve sınıfsız bir toplumun önü açılsın! İşçi sınıfı ile birlikte tüm insanlık ve tüm canlılar kurtulsun!

Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!

Kahrolsun Emperyalizm ve işbirlikçileri!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!

Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!

 

 

 

“Çok çalışmaktan yorulduk

Yaşamaya ancak yetecek kadar para

Düşünceye zaman yok.

Güneş ışığını hissetmek istiyoruz

Çiçekleri koklamak istiyoruz

Tanrının bunu istediğinden eminiz

Ve 8 saati alacağız

Doklardan, dükkan ve fabrikalardan

Güçlerimizi bir araya getirdik

8 saat çalışma,

8 saat dinlenme

8 saat uyku

Bunu başaracağız.”

 

(1886’nın o destansı 1 Mayısını hazırlayan günlerde,

işçilerin dillerinden düşmeyen “8 saat şarkısı”nın sözleri...)

 

 

Her sınıfın bir bayramı vardır. İşçi ve emekçilerin bayramı da 1 Mayıs’tır. Fakat bu bayram, ne bir şenlik, ne de karnavaldır. Bu bir kavga günüdür!

1 Mayıs, “8 saatlik işgünü” talebiyle, 1886 yılının 1 Mayıs günü, Amerika’nın Şikago kentinde greve cıkan işçilerin, onlarcasının katledildiği bir gündür. Bu tarihten üç yıl sonra 1889 yılında toplanan II. Enternasyonal, ölen işçileri anmak ve direnişlerini tüm sınıfa maletmek için, bu günü, “işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma, mücadele” günü ilan etmiştir.

O günden sonra, dünyanın her yerinde işçi ve emekçiler, 1 Mayıs’ta alanlara çıkarlar. Birleşik mücadelenin, enternasyonal dayanışmanın en güzel örneğini sunarlar. Emperyalist-kapitalist sisteme, faşizme ve tüm gericiliğe karşı öfkesini haykırır, kavga bayrağını daha da yükseltirler.

Türkiye’de de 1 Mayıs’lar, Osmanlı döneminden itibaren kutlanmaktadır. Bazen yakaya takılan bir kırmızı karanfil, bazen fabrikada okunan bir bildiri, bazen şalterlerin inmesi ve bir sel gibi alanlara akarak; ama mutlaka bir biçimde kutlandı. Türkiye işçi ve emekçileri de öylesine sahiplendiler günlerini...  Tüm yasaklara ve içini boşaltma cabalarına rağmen, özüne uygun bir şekilde bugünlere taşıdılar.

‘77 1 Mayısı başta olmak üzere, 1 Mayısların kana bulanmasına, onu bir korku gününe çeviren egemen sınıflara karşı, büyük bir kararlılıkla 1 Mayıs’a sahip çıkıldı. 1 Mayıs’ın meşruluğu herkese kabul ettirildi ve 1 Mayıs’ın yasal olarak da tanınması, resmi tatil ilan edilmesi başarıldı. Yıllardır 1 Mayıs’lara kapalı Taksim meydanı da sokak sokak savaşılarak, fiilen açıldı.

Bütün bu kazanımlar, 1 Mayıs’ları özüne uygun kutlama iradesi gösterenlerin zaferdir! “Taksim, 1 Mayıs alanıdır” diyenlerin, bunu pratiğe geçirenlerin zaferidir!