site-arsivi

Son kitap

isci-brosurleri

İşçi broşürleri çıktı.

Kitapçılardan veya büromuzdan alabilirsiniz.

“Eşit, özgür ve adil” bir seçim!?

secim-baskilar

Kadın hakları mücadelesinin önemli isimlerinden biri olan Emma Goldman, “Oy kullanmak bir şeyleri değiştirseydi, onu da yasaklarlardı” demişti. Çünkü her seçim, sistemi aklamak için yapılır. Ama bu arada, kitleler, kendi görüşlerinin dikkate alındığı yanılsaması içine sokulur.

Gerçekte ise, sömürücü sistemde hiçbir seçim “eşit, özgür ve adil” koşullarda gerçekleşmez. En başta, propaganda yapma hakkı, her zaman egemen sınıflara tanınan bir haktır; bırakalım devrimcileri, düzen-içi muhalifler bile bu haktan doğru düzgün yararlanamazlar. Ve her seçimde, mutlaka hile yapılır.

 

Egemenlerin seçim kazanma yöntemleri iki çeşittir: Birincisi kitle maniplasyonudur. Öyle ki, çeşitli yöntem ve araçlarla kitlelerin kararlarını belirleyebilirler. Soma’daki maden işçilerinin, işten atılmama korkusuyla AKP’ye oy vermeleri buna bir örnektir. Tehdit, terör, rüşvet, satın alma, ikna, kandırma, vb. yöntemlerle kitlelerin tercihleri belirlenmeye çalışılır. Ancak sonuçta, “kitle maniplasyonu” yöntemi, “sandığa atılan oylar”la ilgili bir durumdur. Kitle gerçekten de, nedeni ne olursa olsun, sözkonusu doğrultuda oy kullanmış demektir. Sandığa yansıyan, kitlelerin verili andaki durumudur. Kitle çalışmasında, sözkonusu maniplasyonun düzeyini, etkisini vb anlamaya çalışmak zorunludur. Bu nedenle, “egemen parti ne yaptı da, kitleleri etkiledi” sorusu, doğru bir sorudur.

Seçim kazanmanın ikinci yöntemi ise, doğrudan sandık-sayım hilesi gerçekleştirmektir. Sandık-sayım hilelerinin, kitlelerin içinde bulunduğu durumla bir alakası yoktur. Bu tümüyle, Stalin’in “kimin oy verdiği değil, kimin saydığı önemlidir” sözleriyle somutlanan durumdur. Oyların çalınması, sandık tutanakların değiştirilmesi gibi yöntemler, en temel ve en yaygın sandık-sayım hileleridir.

Nokta dergisinin yayınladığı AKP toplantısı tutanaklarında, AKP’nin gerçek durumu kendisini açıklıkla ortaya koymaktadır. Bu toplantıda AKP kurmayları, “gerçek oyumuz yüzde 25” diye itiraf etmektedirler. Zaten Bilal’in İtalya’ya yerleşmesinden medya operasyonlarına kadar bir çok unsur, AKP’nin gerçekte oy kaybetmekte olduğunun açık göstergesidir. Bu yanıyla, ne anket şirketleri, ne de siyasetçilerin, seçim öncesini okumada başarısız oldukları iddiası son derece tartışmalıdır.

AKP’nin gerçek oyu yüzde 25 ise, geriye kalan yüzde 24 oy nereden gelmiştir: Asıl soru budur.

Bu yüzde 24 oyun bir kısmı kitle maniplasyonu ile gerçekleşmiştir.

AKP’nin kitle maniplasyon yöntemleri bellidir. Sedat Peker’in yürüttüğü “seçim çalışması”, Merkel’in Türkiye’ye gelerek Erdoğan’a destek vermesi, 10 Ekim katliamının yarattığı etki, Cizre başta olmak üzere Kürt illerinde estirilen vahşi terör, MHP’nin “hayırcılık”ta somutlanan dolaylı desteği, muhtarlar toplantısı ile ülkenin dört bir yanına talimat gönderme tavrı, yoksul insanlara makarna-kömür vb yardımlarının kesilmesi tehdidi ilk başta sayılabilecek yöntemlerdir. AKP, tehditle kendisine bağladığı kişilerden, kullandığı oyun fotoğrafını istemektedir. İnternette böyle sayısız fotoğraf vardır.

Keza AKP, medya organlarının ezici çoğunluğunu pervasızca kullanırken, muhalefet partilerine doğru düzgün yer verilmemiştir. İç ve Doğu Anadolu’da birçok ilçede, bir gecede yüzlerce altın dağıtılmıştır. Kürt illerinde sandık birleştirmelerle, jandarma baskısıyla, estirilen terörle kitle baskı altına alınmıştır. 

Diğer taraftan, doğrudan sandık hilesi olarak yapılan pek çok uygulama vardır.

En başta, seçimlerde parmak boyasının kaldırılması, AKP’ye, “mükerrer oy” konusunda çok geniş bir manevra alanı sağlamıştır.

CHP’nin bir önceki dönem Konya milletvekili Atilla Kart, 2014 yılında, milyonlarca “ölü seçmen” olduğunu iddia eden belgelerle birkaç defa basın açıklaması yapmıştı. Yıllar önce ölmüş birkaç milyon insana seçmen kartı çıkartılmış, bunlar AKP’lilere dağıtılarak birkaç yerde birden oy kullanmaları sağlanmıştı.

Keza, 2014 yılında Mart yerel seçimlerinin ardından, 6 ay sonra yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, seçmen sayısının 2 milyon arttığı tespit edilmişti. Sadece 2 milyon seçmen, yüzde 4 oy yapıyor.

Devam edelim, 7 Haziran günü oy kullanan 672 bin seçmen, 1 Kasım seçimleri için hazırlanan seçmen listelerinden düşürülmüş, bunların ezici çoğunluğu 1 Kasım’da oy kullanamamıştı.

AKP, birçok ilde “seçmen kaydırma” yöntemiyle oyunu artırmıştı. Mesela 7 Haziran’da HDP’li Ali Haydar Konca’nın birkaç yüz oy farkıyla seçimleri kazandığı Kocaeli’ne 18 bin seçmen kaydırılmıştı.

Yurtdışı oyları için “her partiye tek anahtar” kuralı konmuş, ancak tüm partilerin birlikte olduğu koşulda seçim odasına girme olanağı sağlanmışken, AKP’de tüm anahtarların yedeklerinin olduğu ortaya çıkmıştı.

Bu seçimlerde, sandık görevlilerine boş tutanak imzalatılmıştır. HDP, elinde böyle yüzlerce tutanak olduğunu söylemektedir.

Son seçimlerde hep olageldiği gibi, tutanaklardaki rakamlar, YSK sitesindeki rakamlarla örtüşmemektedir. CHP Maraş adayı, sadece Dulkadiroğlu ilçesinde 22 bin oyun başka partilerden kaydırılarak AKP’ye yazıldığını, elindeki tutanaklarla bunu kanıtladığını söylemektedir. Bu yöntemin Türkiye genelinde en yaygın olarak kullanılan yöntem olduğu sır değildir. Ne partiler, ne de “Oy ve ötesi”, ellerindeki tutanakları karşılaştırmak ve yapılan hileleri açıklamak konusunda tek bir adım atmıyor!

Dahası, sandıklardaki oylar da değiştirilmektedir. Seçim sandığını, içindeki oylarla birlikte evine götürüp ya da arabasının üstüne koyup hatıra fotoğrafı çektirenlerin belgeleri internette dolaşmaktadır.

Her şey bir yana, seçimlerde kullanılan bilgisayar sistemi (SEÇSİS), 2000 yılında ABD’de Bush’un hileyle kazandığı seçimlerde adını duyurmuş, güvenilir olmadığı tespit edildiği için sonrasında bütün dünyada terkedilmiş, sadece Türkiye’de kullanılan bir sistemdir ve her tür yazılım hilesine açıktır. 

 

Seçim sonuçları değil, kitle hareketi esas alınmalıdır

AKP’nin, terör, tehdit vb kitle maniplasyonları yöntemiyle kendi oyunu artırdığı tartışmasız bir gerçektir. Ancak, bunun yüzde kaç olduğu belirsizdir. Benzer biçimde, ne kadar sandık hilesi yapıldığı da belli değildir.

Kitlelerin içinde bulunduğu durumu tespit ve tahlil etmek elbette ki önemlidir. Ancak kullanılan oyların ne kadarının sandık hilesi olduğu belirlenmediği sürece, bu tahlili, sandık sonuçlarına bakarak yapmak doğru değildir. Bu tahlil, gerçek hayata, gerçek davranışlara, gerçek yaşama bakarak yapılmalıdır. 10 Ekim katliamının cenaze törenlerine katılımdan, Konya’da stadyumda atılan sloganlara, Cizre’deki halkın ölümüne direnişinden, işçi ve emekçilerin eylemlerine, sıradan insanların şikayetlerine vb. bakılmalıdır. Burjuva medyanın içinde bulunduğu durumdan, “seni başkan yaptırmayacağız” sözünün yarattığı rüzgardan, “emekliye iki maaş ikramiye” vaadinin etkisine kadar, politik bir insanın sonuç çıkarması gereken sayısız unsur, veri ve gösterge vardır.

Son birkaç yıldır sıkça yazmak zorunda kaldığımız şey şu: Seçimlerde başarı elde etmek isteyen parti, öncelikle ve mutlak biçimde seçmen listelerini düzeltmek; ikincisi, seçim sistemini (SEÇSİS) çöpe atarak yeni-denetlenebilir bir yazılım kullanmayı dayatmak; üçüncüsü tutanak yolsuzlukları başta olmak üzere sandık başında yapılan hileleri durdurmak zorunda. Hatta “seçmen listeleri düzeltilmeden ve SEÇSİS değiştirilmeden bir daha seçimlere girmeyeceğiz” demeleri en doğrusudur.

Ancak bu yapıldıktan sonra, “seçim çalışmalarının ekseni”, “propaganda araçlarının kullanımı” gibi rutin seçim faaliyeti başlatılabilir.

O koşullarda bile seçimler “adil, eşit ve özgür” olmayacaktır elbette; ama yine de, alınan oy, gerçekten sandığa atılan oy olacaktır.