site-arsivi

Son kitap

isci-brosurleri

İşçi broşürleri çıktı.

Kitapçılardan veya büromuzdan alabilirsiniz.

Masallar ve gerçekler

1- 7 Haziran’dan bu yana seçimlerde ne kadar çok kişi oy kullanırsa, AKP’nin o oranda gerileyeceği propaganda edildi. Oy kullanmayanların daha çok sol, sosyalist kesimler olduğu, bunun da AKP’nin işine yaradığı söylendi. Ve 1 Kasım’da oy oranı 7 Haziran’a göre bile artarak yüzde 87’ye ulaştı. Buna rağmen AKP 7 Haziran’ın çok üzerinde bir oy alarak yine tek başına hükümet kuracak bir oranı yakaladı.

2- HDP barajı aşarsa, AKP’nin asla tek başına hükümet kuramayacağı söylendi. Adeta kuyumcu terazisi ile ince ince hesaplar yapılarak AKP’nin düşmesinin tek koşulunun, HDP’nin meclise girmesi olduğu iddia edildi. Aynı şekilde meclis 4 partili olursa, AKP’nin tek başına hükümet kuracak oya ulaşamayacağı söylendi. Bunun için de HDP’nin mutlaka parti olarak mecliste bulunması gerekiyordu! Bu yüzden yıllardır CHP’ye oy verenler bile HDP’ye verdiler. Dahası, hayatında hiç sandığa gitmemiş olanlar, HDP için oy kullandı. Ama HDP 1 Kasım’da barajı aştığı ve meclise 4 parti girdiği halde, AKP yine tek başına hükümet oldu.

3- Hepsinden önemlisi “bir oy herşeyi değiştirir!”, “bir oy!”, “mutlaka oyunu kullan!” propagandasının kulakları sağır edercesine kullanılmasıydı. Gazetecisi, yazarı, sanatçısı, aydını “bir oy” klipleri çekeni ile, toplum üzerinde büyük bir baskı kurdular. Sandığa gitmemek büyük bir suç, gitmeyenler hainmiş gibi davranıldı. Bu kesim son derece sınırlı olduğu halde, AKP’yi alt edememenin tek sorumluları onlarmış gibi gösterildi. Kaldı ki devrimci kesimler büyük oranda zaten HDP’nin içindeydi veya onu destekliyordu. Ama cılız ve zayıf da olsa farklı bir sesin duyulmasına tahammülleri yoktu. Sonuçta 1 Kasım’da Türkiye tarihinin en geniş katılımlı seçimleri gerçekleşti. HDP biraz geriletilerek meclise sokuldu. Ama AKP yine açık ara birinci partiydi ve tek başına hükümetti! Bırakalım “bir oyla her şeyi değiştirme”yi, bir tek şeyi, AKP’yi geriletmeyi bile başarmak mümkün değildi!